
"Teşhirciliği az çok yaşamayan kadın yoktur.
Bunu bilfiil yaşamasına gerek yok. Kendisinin de beğendiği bir erkeğin ona bakarken iç geçirmesini, gözünün kaymasını ve onu beğendiğini görmeyi ve hissetmeyi tahmin edilen birçok şeyden daha fazla ister. Bunun böyle olmadığını söyleyecek kadın tanımıyorum. Ancak, toplumsal anlamda yaşadığımız erozyonun doğurduğu kuvvetli tepkisellik, halkın kitleler halinde muhafazakarlaşması sonucunu doğurduğu kadar özgüveni yüksek kadınların cesaretini kırdığı, zaten ‘pısırık’ olan kadınların teşhirciliğini ise dizginlediği oldukça açıktır. Ayrıca bir kadın olarak beni en çok üzen şey bu muhafazakarlaşma realitesinin iyiden iyiye sindirilmiş olmasıdır.
Bu konuda çok dertliyim, başka zaman devam ederim.
Anlatacağım şey, işyerinde nerdeyse hiç muhabbetimin olmadığı biriyle kurduğumuz absürd ilişki üstüne.
Adını biliyorum sadece. Hayatında biri var mı yok mu ondan bile haberim yok açıkçası, çok da merak etmiyorum zaten.
Şöyle başladı; Kendimi güzel hissettiğim ve beğenilmek istediğimin farkında olduğum bir gün ofiste kaçamak bir şekilde süzüldüğümü hissettim. Dönüp bakmadım bile o tarafa. Ama içimdeki şeytanı ve dürtülerimi durduramayıp bilerek ve isteyerek süzüldüğümü hissettiğim tarafa doğru frikikler verdim ki hala veriyorum…
Daha önce de kasten derin yırtmaçlı etekler giydiğim ve pervasızca bacaklarımı, kimi zamansa göğüslerimi teşhir ettiğim oldu ama hiç biri iki ay boyunca tek bir kişiye yönelmemişti.
Kadınlık hislerime hep güvenmişimdir. Biliyorum ki yakında benimle konuşmaya gelecek. Önce saçmalayacak, biliyorum. Ama onu çok zorlamayacağım.
Çünkü ben de onu arzuluyorum.
Çıplak olarak karşısında dikilmek istiyorum…"
N.K.

