17 Temmuz 2009 Cuma

teşhir...


"Teşhirciliği az çok yaşamayan kadın yoktur.

Bunu bilfiil yaşamasına gerek yok. Kendisinin de beğendiği bir erkeğin ona bakarken iç geçirmesini, gözünün kaymasını ve onu beğendiğini görmeyi ve hissetmeyi tahmin edilen birçok şeyden daha fazla ister. Bunun böyle olmadığını söyleyecek kadın tanımıyorum. Ancak, toplumsal anlamda yaşadığımız erozyonun doğurduğu kuvvetli tepkisellik, halkın kitleler halinde muhafazakarlaşması sonucunu doğurduğu kadar özgüveni yüksek kadınların cesaretini kırdığı, zaten ‘pısırık’ olan kadınların teşhirciliğini ise dizginlediği oldukça açıktır. Ayrıca bir kadın olarak beni en çok üzen şey bu muhafazakarlaşma realitesinin iyiden iyiye sindirilmiş olmasıdır.

Bu konuda çok dertliyim, başka zaman devam ederim.

Anlatacağım şey, işyerinde nerdeyse hiç muhabbetimin olmadığı biriyle kurduğumuz absürd ilişki üstüne.

Adını biliyorum sadece. Hayatında biri var mı yok mu ondan bile haberim yok açıkçası, çok da merak etmiyorum zaten.

Şöyle başladı; Kendimi güzel hissettiğim ve beğenilmek istediğimin farkında olduğum bir gün ofiste kaçamak bir şekilde süzüldüğümü hissettim. Dönüp bakmadım bile o tarafa. Ama içimdeki şeytanı ve dürtülerimi durduramayıp bilerek ve isteyerek süzüldüğümü hissettiğim tarafa doğru frikikler verdim ki hala veriyorum…

Daha önce de kasten derin yırtmaçlı etekler giydiğim ve pervasızca bacaklarımı, kimi zamansa göğüslerimi teşhir ettiğim oldu ama hiç biri iki ay boyunca tek bir kişiye yönelmemişti.

Kadınlık hislerime hep güvenmişimdir. Biliyorum ki yakında benimle konuşmaya gelecek. Önce saçmalayacak, biliyorum. Ama onu çok zorlamayacağım.

Çünkü ben de onu arzuluyorum.

Çıplak olarak karşısında dikilmek istiyorum…"

N.K.

16 Temmuz 2009 Perşembe

bu sadece başlangıç...


Maskesini takıp çıktı evden. 200 metreye yakın yürüdü. Durağa gidip otobüse bindi. Onu gördü.

Bu kadar cesur davranması onu da şaşırtıyordu ama bu kararı aldığında tereddüt edeceğini bildiği için günlerdir kendi kendine telkinler verip duruyordu. Koşullanma ile bindiğinin ayırdında olmasına rağmen arzularının onu bu kadar kolay yönlendirmesi şaşırtmıştı onu. Ve fakat daha fazla sahiplenmişti yeni boş vakitlerini değerlendirme yöntemini.

Önemi yoktu hissettiklerinin. Yaşamının görünen kısmında hiçbir değişiklik de yoktu üstelik.

Arzularını doyurabilirse daha mutlu olacağını ve daha çok mutlu edebileceğini düşünüyordu. Tek motivasyonu buydu.

Midesini gerçekten bulandırmıyorsa ki bulandırsa bile buna tahammül etmeye çalışacaktı, her kim olursa olsun sevişecekti. Neden yaptığını biliyordu bilmesine ama buna gerçekten inandığını kendisine bile itiraf edememişti.

Sadece içgüdüleriyle hareket etmiyordu ama kullandığı rastgelelik herhangi aptal bir hayvanın karnını doyurmak için sahip olduğu rastgelelikten farklı değildi.

Ve estetiğe karşı duyduğu nefret! Kendisi çirkin veya biçimsiz olduğundan değil (ki hiç de öyle değildi) hayatındaki tek başarılı empati girişimi olan sakat kardeşinin ne hissettiğini anlamaya çalışmasından geliyordu.

Otobüsün sün durağına kadar beraber gittiler. Peşinden indi. Zararlı görünmemesi karşısındakine kolay yaklaşmasını sağladı. Çakmağı olup olmadığını sordu önce. Var olduğunu öğrenince bu sefer de sigara istedi. Okuldan kalma köylü kurnazı bir taktikti bu.

Okuyup okumadığını, nerde çalıştığını, adını… sordu.

Oturdukları yerden kalktılar.

Bu kadar şehvetli konuştuğunu fark edince utandı önce, neden sonra daha az şehvetli olması gerektiğini düşünüp cevap bulamayınca vazgeçti utanmaktan.

Seviştiği en istekli kadındı. Sınırları yok gibiydi. Ne istediğini ve ne verebileceğini bildiği çok açıktı. Sorgusuzca yaşıyordu bunu. Sanki sabah evden maske takıp çıkan kendi değil de karşısındakiymiş gibi düşündü. Sevdi kadını.

İnlemelerinin yüksekliği kendini bile ürkütüyordu.

Nefesini düzenlemeye çalışırken gülmeye başladı kadın. Kahkahalarla dakikalarca güldü.

Bu kadar kolay teslim olduğuna ne kadar çok şaşırdığını ve tekrar buluşmak istediğini söyledi.

Bu planlarında yoktu. Reddetti.

Çıktı.